4 ARALIK 2016 TARİHİNDE GERÇEKLEŞECEK CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNDE OYLAR VAN DER BELLEN‘E

Bu sene Mayıs ayında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimini Van der Bellen yaklaşık 31 bin oy farkla kazanmıştı. Ancak FPÖ’nün seçim sonuçlarına yaptığı itirazın ardından kimi oyların öngörüldüğü tarihten önce açılıp sayılmış olmasının yanı sıra bazı oyların yetkisi olmayan kişiler tarafından sayılmasının tespit edilmesinin ardından Anayasa Mahkemesi seçimin tekrarlanmasına karar verdi.

Bunun üzerine 3 Ekim 2016 tarihinde tekrar gerçekleştirilmesine karar verilen seçim mektupla oy kullanımı için hazırlanan zarfların yapışkan hatası yüzünden kolay açılıyor olması dolayısıyla bu kez de 4 Aralık 2016 tarihine ertelendi. Anayasa Mahkemesi, FPÖ’nün itiraz nedenlerini seçimin sonuçlarına doğrudan etkide bulunacak hatalar olarak görmese de seçimin tekrarlanması yönünde aldığı kararın ardından yaşananlar seçimin geniş kesimlerce “bu seçim gerçekleşmez herhalde” denilerek tiye alınmasına neden olmuş durumda.

Özellikle Ortadoğu ve Türkiye’deki gelişmeleri ve bozulan Avusturya-Türkiye ilişkilerini göz önüne aldığımızda, kamuoyu yoklamalarında da ortaya çıktığı gibi seçimi FPÖ adayı Hofer önde götürüyor. Amerika’da gerçekleşen başkanlık seçimini ırkçı ve dışlayıcı söylemleriyle ünlenen Trump’ın kazanmasıyla farklı bir rüzgârı arkasına alacağından kuşku duyulmayan FPÖ cumhurbaşkanlığı seçimine farklı bir şekilde motive olmuş durumda. Peki, Cumhurbaşkanlığı seçimini FPÖ’nün kazanması halinde Avusturya ve hatta Avrupa’da yaşayan göçmenlere yansıması nasıl olur? Öncelikle mülteci sorununun istismarı üzerinden Avrupa’da aşırı sağın yükselişte olduğu gerçeğini görmek gerekiyor. Türkiye’nin Suriyeli mültecileri bir koz olarak kullanması ve başta Almanya olmak üzere diğer Avrupa ülkelerinin daha önce öngörülen sayıda mülteciyi kabul etmemesi Türkiye ile AB’nin arasındaki anlaşmazlığın ve sorunların büyümesine sebep olmuştu. Türkiye’nin ayrıca 15 Temmuz darbe girişiminin ardından lobi örgütleri aracılığıyla Viyana’da düzenlediği eylemliliklere tehditkâr söylemlerin eklenmesi ilişkilerin daha da gerilmesine ve FPÖ adayının söylemlerinin kamuoyu nezdinde daha etkili olmasına yol açmaktadır.

Mülteciler meselesine bugüne kadar sadece güvenlik önlemleri çerçevesinde çözümler üretilmeye çalışılması geniş kesimlerin mültecilerin kendileri için tehdit oluşturduğu kanısını güçlendirmiştir. Başkent Viyana’da Avrupa ülkelerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantı da sığınmacılar sorununu güvenlik meselesi olarak görülmeye devam edileceğini gösterdi. BM raporları geçen seneye oranla sığınmacı sayısının 5 milyon artarak 65 milyona ulaştığını gösteriyor ve dünyadaki gelişmelere baktığımızda bunun önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceği gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Sığınmacılar sorunu içerisine ırkçılığı, faşizmi, yoksulluğu, açlığı, işsizliği ve düşük ücretle çalıştırılma gibi toplumun geniş kesimlerini içine alacak şekilde büyümektedir. Sığınmacıların sayısı bugün büyük acıların yaşandığı 2. Dünya Savaşı dönemine ulaştı; bu da bize dünyanın içinde bulunduğu durumu özetliyor.

Peki, birbiriyle bağlantılı gibi görünmeyen ancak bizleri yakinen ilgilendiren meselelerin cumhurbaşkanlığı seçimi ve bize etkileri neler olabilir? Her şeyden önce ırkçı partinin yükselişte olduğunu son yerel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimi açıkça gösterdi. FPÖ’nün bu yükselişi illegal Nazi örgütlenmelerini hem daha fazla cesaretlendirmiş hem de daha da güçlenmelerine yol açmıştır. Mülteciler üzerinden gerçekleştirilen ırkçı söylem ve saldırıların muhatabının sadece sığınmacılar olmadığı göçmen kökenli geniş kesimlerin hedef alındığını görmemiz gerekiyor. Irkçı partinin cumhurbaşkanlığı seçiminde elde edeceği başarının yansıması hiç kuskusuz genel seçime de yansıyacaktır. FPÖ’lü bir iktidar seçeneği sadece ırkçı söylem ve saldırıların artması anlamına gelmiyor. Daha önce ÖVP ile yapılan iktidar ortaklığında isçi ve emekçilerin geçmişte elde ettiği emeklilik, işsizlik parası, sağlık, eğitim, sosyal yardımlar gibi kazanımlardan verilen hizmetlere kadar nasıl budandığının deneyimine sahibiz. Kısaca söz konusu seçimin cumhurbaşkanlığı seçiminden öte bir anlamı mevcut.

Van der Bellen’e ilişkin yapılacak birçok eleştiri mevcut ancak artan ırkçılığı ve yabancı düşmanlığının yanı sıra sermayenin çıkarlarını gözü kara biçimde koruyacak bir partinin yükselişiyle karşı karşıyayız. Bu nedenle bugün Van der Bellen’nin yukarıda saymaya çalıştığımız ve sayamadığımız birçok neden dolayısıyla desteklenmesi çağrısını yapıyoruz.

DEMOKRATİK İŞÇİ DERNEKLERİ FEDERASYONU

İmpr: Gudrunstr. 133, 1100 Wien, www.didf.at

 Bildiriyi indir